Zakkay, Yeşua’nın nasıl biri olduğunu görmek istiyor, ama kısa boylu olduğu için kalabalıktan dolayı göremiyordu.
Yeşua o yere geldiğinde yukarı bakıp onu gördü. O’na, “Zakkay, acele et aşağıya in! Çünkü bugün senin evinde kalmam gerekiyor” dedi.
Zakkay ayağa kalkıp Efendi’ye şöyle dedi: “İşte, Efendimiz, malımın yarısını yoksullara veriyorum. Birinden haksız yere bir şey aldıysam, dört katını geri veririm.”
Onlar bu şeyleri dinlerken, Yeşua bir benzetmeyle konuşmasını sürdürdü. Çünkü Yeruşalem’e yakın olduklarından onlar Tanrı’nın Krallığı'nın hemen ortaya çıkacağını sanıyorlardı.
On hizmetkârını çağırıp onlara birer mina para verdi. ‘Ben geri gelene dek bu paraları işletin’ dedi.
Ama ülke halkı adamdan nefret ediyordu. Peşinden elçiler gönderip, ‘Biz bu adamın üzerimizde hüküm sürmesini istemiyoruz’ dediler.
“Kralllığı alıp geri döndüğünde, parayı vermiş olduğu bu hizmetkârlarının yanına çağrılmasını buyurdu, parasıyla ne kazandıklarını bilmek istedi.
“Ona, ‘Aferin, iyi hizmetkâr! Çok azında sadık bulunduğun için, on kent üzerinde yetkili olacaksın.’”
“Efendisi ona, ‘Ey kötü hizmetkâr, seni kendi ağzınla yargılayacağım! Benim koymadığımı toplayan, ekmediğimi biçen sert bir adam olduğumu biliyordun.
‘Size şunu söyleyeyim, kimde varsa, ona daha çok verilecek. Ama kimde yoksa, elindeki bile alınacaktır.
Onlara, “Karşı taraftaki köye gidin, oraya girince üzerine henüz hiç kimsenin binmediği, bağlı bir sıpa bulacaksınız. Onu çözüp getirin.
Sonra sıpayı alıp Yeşua’ya getirdiler. Kendi giysilerini sıpanın üzerine attılar Yeşua’yı üstüne bindirdiler.
Yeşua Zeytin Dağı’nın alt yamacına yaklaştığında, öğrencilerin tümü, görmüş oldukları büyük işlerden dolayı, sevinip yüksek sesle Tanrı’ya övgüler sunmaya başladılar.
Yeşua onlara, “Size şunu söyleyeyim, eğer bunlar susarsa, taşlar bağıracaktır!” diye karşılık verdi.
“Eğer sen, evet sen bugün esenliğine ait olan şeyleri bilseydin! Ama şimdi onlar senin gözlerine saklıdır.
Çünkü senin üzerine günler gelecek ki, düşmanların çevrende siper kurup seni kuşatacaklar, her yandan sıkıştıracaklar.
Seni de çocuklarını de yere çalacaklar. Sende taş üstünde taş bırakmayacaklar. Çünkü kendi ziyaret vaktini bilmedin.”
Yeşua her gün tapınakta öğretiyordu. Başkâhinler, yazıcılar ve halkın ileri gelenleri ise O’nu yok etmenin yolunu arıyordu.