Yeşua öğrencilerine, hiç vazgeçmeden, sürekli dua etmeleri gerektiğine dair şu benzetmeyi de anlattı:
Yargıç bir süre istemedi, ancak sonra kendi kendine, ‘Her ne kadar Tanrı’dan korkmaz, insana saygı duymasam da,
yine bu dul kadın beni rahatsız ettiği için onun hakkını alacağım. Yoksa sürekli gelip beni yıpratacak’ dedi.”
Size şunu söyleyeyim, onların öcünü çarçabuk alacaktır. Yine de İnsanoğlu geldiği zaman, acaba yeryüzünde iman bulacak mı?”
Ferisi ayağa kalkıp kendi kendine şöyle dua etti: ‘Tanrım, diğer insanlar- soyguncular, hak yiyenler, zina edenler- şu vergi görevlisi gibi olmadığım için sana şükrediyorum.
Ama vergi görevlisi, uzakta durup gözlerini bile göğe kaldırmak istemedi. ‘Tanrım, ben günahkâra, merhamet et!’ diyerek göğsünü dövdü.
Size şunu söyleyeyim, bu adam ötekinden daha aklanmış olarak evine indi. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir.”
Yeşua’nın yanına dokunması için bebekleri bile getiriyorlardı. Ama öğrenciler bunu görünce onları azarladılar.
Yeşua onları çağırıp dedi, “Bırakın çocukları, bana gelsinler, onlara engel olmayın! Çünkü Tanrı’nın Krallığı böylelerinindir.
Size doğrusunu söyleyeyim, Tanrı’nın Krallığı'nı küçük bir çocuk gibi kabul etmeyen, ona asla girmeyecektir.”
Önderlerden birisi Yeşua’ya, “İyi Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?” diye sordu.
Buyrukları biliyorsun: ‘Zina etmeyeceksin’, ‘Adam öldürmeyeceksin’, ‘Çalmayacaksın’, ‘Yalan yere tanıklık etmeyeceksin’, ‘Babana ve annene saygı göstereceksin’”
Yeşua bunu duyunca ona, “Hâlâ bir eksiğin var. Sahip olduğun her şeyi sat, yoksullara dağıt. O zaman gökte hazinen olur. Sonra gel, beni takip et” dedi.
Çünkü devenin iğne deliğinden geçmesi, zengin bir adamın Tanrı Krallığı'na girmesinden daha kolaydır” dedi.
Onlara şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim, Tanrı’nın Egemenliği uğruna evini, karısını, kardeşlerini, ana-babasını ya da çocuklarını bırakıp da
bu çağda bunların kat kat fazlasına ve gelecek dünyada sonsuz yaşama kavuşmayacak hiç kimse yoktur” dedi.
Yeşua Onikiler’i bir kenara çekip onlara şöyle dedi: “İşte, Yeruşalem’e çıkıyoruz. Peygamberler aracılığıyla İnsanoğlu hakkında yazılanların hepsi tamamlanacak.
Çünkü O, öteki ulusların eline teslim edilecek. O’nunla alay edip aşağılayacaklar, üzerine tükürecekler.
Onlar bu şeylerin ne anlama geldiğini anlamadılar. Bu sözün anlamı onlardan gizlenmiş olduğu için söylenenleri anlamadılar.
Önden gidenler sussun diye onu azarladılar. Ama o daha da çok, “Ey David Oğlu, halime acı!” diyerek bağırdı.