Yeşua öğrencilerine, “Tökezlerin hiç gelmemesi olanaksızdır; ama gelişine aracılık edenin vay haline!” dedi.
Bu küçüklerden birini tökezletmektense, boynuna bir değirmen taşı takılıp denize atılması kendisi için daha iyi olur.
Sana karşı günde yedi kez günah işler ve yedi kez gelip, ‘Tövbe ediyorum’ derse onu bağışlayacaksın.”
Efendi şöyle dedi: “Eğer bir hardal tanesi kadar imanınız olsaydı, şu incir ağacına, ‘Kökünden sökülüp denize dikil’ deseydiniz, o da size itaat ederdi.
Ama içinizden hanginiz çift süren ya da sürüleri güden bir hizmetkârı olur da, tarladan geldiğinde ona, ‘Hemen gel, sofraya otur’ der?
Bunun yerine ona, ‘Yemeğimi hazırla, güzelce giyin, ben yiyip içerken bana hizmet et. Sonra sen yiyip içersin’ demez mi?
Siz de aynı şekilde, size buyrulan her şeyi yaptığınız zaman, ‘Biz değersiz hizmetkârlarız. Biz görevimizi yaptık’ deyin.”
“Ferisiler Tanrı’nın Krallığı ne zaman gelecek?” diye sordular. Yeşua onlara, “Tanrı’nın Krallığı gözle görünür biçimde gelmez” dedi.
Yeşua öğrencilerine şöyle dedi: “İnsanoğlu’nun günlerinden birini görmeyi dileyeceğiniz günler gelecek, ama görmeyeceksiniz.
Çünkü göğün altında, şimşek çaktığında göğü bir ucundan öbür ucuna dek nasıl aydınlatırsa, İnsanoğlu da kendi gününde öyle olacaktır.
Noa’nın gemiye bindiği güne dek onlar yiyor, içiyor, evleniyor, evlendiriliyordu; ve tufan gelip hepsini yok etti.
O gün damda olup da malları evde bulunan, onları almak için aşağı inmesin. Tarlada olan da geri dönmesin.