Yeşua yine deniz kıyısında öğretmeye başladı. Büyük bir kalabalık çevresinde toplandı. Bu nedenle denizde bir tekneye binip oturdu. Bütün kalabalık deniz kıyısında karadaydı.
Diğerleri iyi toprağa düştü. Büyüyüp çoğalarak ürün verdi. Kimisi otuz, kimisi altmış, kimisi de yüz kat ürün verdi.
Onikiler’le birlikte olan çevresindekiler Yeşua’yla yalnız kalınca, O’na benzetmelerin anlamını sordular.
Onlara şöyle dedi: “Size Tanrı Krallığı’nın sırrı verildi, ama dışarıdakilere her şey benzetmelerle olur.
Şöyle ki, ‘Baksınlar ama görmesinler, duysunlar ama anlamasınlar, öyle ki, dönüp bağışlanmasınlar.’”
Sözün ekildiği yerde, yol kenarında olanlar şunlardır; duydukları zaman Şeytan hemen gelir, onlarda ekilmiş olan sözü alıp götürür.
Aynı şekilde, kayalık yerlere ekilenler şunlardır, sözü duydukları zaman onu hemen sevinçle kabul ederler.
Kendilerinde kök yoktur, ancak kısa ömürlüdürler. Sözden dolayı sıkıntı yada zulüm olunca hemen tökezlerler.
Ancak bu çağın kaygıları, zenginliğin aldatıcılığı ve diğer şeylerin arzuları araya girip sözü boğar ve ürün vermesine engel olur.
İyi toprağa ekilenler ise, sözü işitip kabul eden, kimi otuz, kimi altmış, kimi yüz kat ürün verenlerdir.”
Onlara şöyle dedi: “Kandil, sepetin ya da yatağın altına koymak için mi getirilir? Kandilliğe koymak için değil mi?
Çünkü gizli olan ne varsa bilinmek üzere gizlenmiştir; saklı olan ne varsa ışığa getirilmek üzere saklanmıştır.
Onlara, “İşittiklerinize dikkat edin. Hangi ölçekle ölçerseniz, o ölçekle ölçüleceksiniz. İşitene daha çok verilecektir.
Çünkü kimde varsa, ona daha fazlası verilecek ve kimde yoksa, sahip olduğu bile kendisinden alınacaktır” dedi.
Gece olunca uyur gündüz olunca kalkar. Kendisi nasıl olduğunu bilmez, tohum filizlenir ve büyür” dedi.
“Çünkü toprak kendiliğinden ürün verir. Önce filizi, sonra başağı, sonra başağı dolduran taneyi verir.
ekildikten sonra büyür, bütün sebzelerden daha büyük olur, büyük dallar salar; öyle ki, gökteki kuşlar onun gölgesinde barınabilir.”
Onlar kalabalığı bırakıp Yeşua’yı olduğu gibi tekneye aldılar. Yanında başka küçük tekneler de vardı.
Yeşua teknenin arka tarafında bir yastık üzerinde uyuyordu. O’nu uyandırıp, “Öğretmenimiz, ölüyoruz umursamıyor musun?” diye sordular.
Yeşua kalkıp rüzgârı azarladı ve denize, “Sus! Sakin ol!” dedi. Rüzgâr durdu ve büyük bir sakinlik oldu.