“Öğrencilerin neden atalarımızın geleneğine karşı geliyor? Çünkü yemek yerken ellerini yıkamıyorlar?”
Çünkü Tanrı, ‘Babana ve annene saygı göstereceksin’ diye buyurdu ve ‘Babasına ya da annesine kötü konuşan, öldürülsün.’
Ama siz, ‘Kim babasına ya da annesine, benden alacağın bütün yardım Tanrı’ya adanmıştır derse, babasına ya da annesine saygı göstermeyecektir’ diyorsunuz.
Bırakın onları; onlar körlerin kör rehberleridir. Kör köre yol göstermeye kalkışırsa ikisi de çukura düşer” dedi.
Çünkü kötü düşünceler, cinayet, zina, fuhuş, hırsızlık, yalan yere tanıklık ve küfür yürekten gelir.
O sınırlardan, işte, Kenanlı bir kadın Yeşua’ya gelip feryat ederek şöyle dedi: “Ey David Oğlu, Efendimiz! Bana merhamet et! Kızım bir iblis tarafından kötü biçimde tutsak alındı!”
Yeşua kadına tek söz yanıt vermedi. Öğrencileri gelip O’na yalvardılar: “Gönder onu, çünkü arkamızdan bağırıyor.”
Kadın, “Doğru söylüyorsun, Efendimiz” dedi. “Ama köpekler de efendilerinin masasından yere düşen kırıntıları yerler”.
O zaman Yeşua ona şöyle yanıt verdi: “Ey kadın, imanın büyük! Sana istediğin gibi olsun.” Ve kadının kızı işte o saatte iyileşti.
Yanına büyük kalabalıklar geldi. Yanlarında topal, kör, dilsiz, sakat ve daha birçok hastalar vardı. Onları Yeşua’nın ayaklarının önüne koydular. O da onları iyileştirdi.
Halk dilsizlerin konuştuğunu, çolakların iyileştiğini, topalların yürüdüğünü, körlerin gördüğünü görünce şaşırdı ve İsrael’in Tanrısı’nı yüceltti.
Yeşua öğrencilerini yanına çağırıp: “Bu kalabalığa acıyorum” dedi. “Üç gündür benimle birlikteler ve yiyecek hiçbir şeyleri yok. Onları aç karınla evlerine göndermek istemiyorum, yoksa yolda bayılabilirler.”
Öğrencileri O'na şöyle yanıt verdiler: “Böylesine ıssız bir yerde bu kadar büyük kalabalığa doyuracak kadar ekmek nereden bulabiliriz?”
yedi ekmeği ve balıkları aldı, şükredip onları böldü ve öğrencilere verdi. Öğrenciler de kalabalıklara verdi.