Yanında büyük bir kalabalık toplandığı için, Yeşua bir tekneye bindi ve oturdu. Kalabalığın tümü kıyıda duruyordu.
Diğerleri, toprağı az olan kayalık yere düştü ve toprağın derinliği olmadığından hemen filizlendiler.
Yeşua onlara şöyle yanıt verdi: “Cennetin Krallığı'nın sırlarını bilme sizlere verildi, ama onlara verilmedi.
Kimde varsa, ona verilecek ve bolca sahip olacak. Ama kimde yoksa, kendisinde olan da ondan alınacak.
Bu nedenle onlara benzetmelerle konuşuyorum. Çünkü onlar bakar ama görmezler, işitir ama duymazlar ve anlamazlar.
Böylece Yeşaya’nın peygamberlik sözleri onlar için yerine gelmiş oldu: ‘Duymasına duyacaksınız, ama hiç anlamayacaksınız; görmesine göreceksiniz, ama hiç fark etmeyeceksiniz;
çünkü bu halkın yüreği duygusuzlaştı, kulakları işitmekte ağırlaştı, gözlerini de kapadılar. Belki de gözleri ile fark ederler, kulakları ile duyarlar, yürekleri ile anlarlar da tekrar dönerler, ben de onlara şifa verirdim.
Size doğrusunu söyleyeyim, birçok peygamber ve doğru kişiler sizin gördüklerinizi görmek istediler, ama göremediler. İşittiklerinizi duymak istediler ama duyamadılar.
Bir kimse Krallık'la ilgili sözü duyup anlamadığında, kötü olan gelir ve onun yüreğine ekilmiş olanı kapar. Yol kenarına ekilmiş olan budur.
ama kendisinde kök yoktur, ancak bir süre dayanır; sözden dolayı baskı ya da zulüm olduğunda hemen tökezler.
Dikenler arasına ekilen kişi budur: Sözü duyar ama bu çağın kaygıları ve zenginliğin aldatıcılığı sözü boğar ve o kişi verimsiz olur.
İyi toprağa ekilenler, sözü duyup anlayanlardır. Böyleleri şüphesiz ürün verir, kimi yüz kat, kimi altmış, kimi otuz kat.”
Yeşua onların önüne başka bir benzetme koyup dedi: “Göğün Krallığı tarlasına iyi tohum eken bir adama benzer.
Mal sahibinin hizmetkârları gelip ona şöyle dediler: ‘Efendimiz, sen tarlana iyi tohum ekmedin mi? Bu deliceler de nereden geldi?’
Adam, ‘Bunu bir düşman yaptı’ dedi. Hizmetkârları ona, ‘Gidip deliceleri toplamamızı ister misin?’ diye sordular.
Bırakın hasata kadar her ikisi birlikte büyüsünler. Hasat vaktinde orakçılara önce deliceleri toplayın diyeceğim, onları yakmak için demet yapın. Buğdayı ise toplayarak ambarıma koyun.”
Yeşua onların önüne başka bir benzetme koyup dedi, “Göğün Krallığı, bir adamın alıp tarlasına ektiği hardal tanesine benzer”
“Gerçi o tohumların en küçüğüdür. Ancak büyüdüğü zaman bahçe bitkilerinden daha büyüktür ve ağaç olur. Öyle ki, göğün kuşları gelip dallarına yerleşirler.”
Onlara başka bir benzetme söyledi: “Göğün Krallığı, tümü mayalanıncaya dek, bir kadının alıp üç ölçek una sakladığı mayaya benzer.”
Bu, peygamber aracılığıyla söylenen şu söz yerine gelsin diye oldu: “Ağzımı benzetmelerle açacağım, dünyanın kuruluşundan beri saklı kalmış sırları dile getireceğim.”
Sonra Yeşua kalabalığı gönderip eve gitti. Öğrencileri O’na gelip, “Tarla deliceleri benzetmesini bize açıkla” dediler.
İnsanoğlu meleklerini gönderecek, onlar da tökezlemeye neden olan her şeyi, kötülük yapan herkesi, O’nun krallığından toplayarak ateşe atacaktır.
O zaman doğrular, Babaları’nın krallığında güneş gibi parlayacaklar. İşitecek kulağı olan, işitsin.”
“Yine Göğün Krallığı, tarlada saklı olan bir hazineye benzer. Onu bir adam bulup sakladı, sevinçle koşup gitti, sahip olduğu her şeyi satıp o tarlayı satın aldı.”
Ağ dolduğunda balıkçılar onu kıyıya çekti. Oturup iyi olanları kaplara işe yaramayanları çöpe attılar.
Onlara, “Bu nedenle Göklerin Krallığı’nda öğrenci olan her yazıcı, hazinesinden eski ve yeni şeyler çıkaran mal sahibi bir adama benzer” dedi.
Kendi memleketine geldi ve onların havrasında öğretti. Halk şaşkınlık içinde kaldı. “Bu adam bu bilgeliği ve büyük işleri nereden elde etti?” dediler.
Marangozun oğlu değil mi bu? Annesinin adı Mariyam, kardeşleri Yakov, Yosef, Simon ve Yahuda değil mi?
O'nun vasıtasıyla tökezlediler. Ama Yeşua onlara, “Bir peygamber, kendi memleketinden ve evinden başka yerde itibarsız değildir” dedi.