Şöyle deyip O’nu suçlamaya başladılar, “Bu adamın ulusumuzu saptırdığını, Sezar’a vergi ödenmesini yasakladığını, kendisinin de Mesih, bir kral olduğunu söylediğini keşfettik.”
Ama onlar ısrar edip, “Halkı kışkırtıyor. Galile'den başlayıp hatta buraya kadar bütün Yahudiye'de öğretiyor” dediler.
Yeşua’nın Hirodes’in yetki alanındaki bölgeden olduğunu öğrenince, O’nu o günlerde Yeruşalem’de bulunan Hirodes’e gönderdi.
Hirodes Yeşua’yı görünce çok sevindi. Çünkü uzun zamandır O’nu görmek istiyordu, çünkü O’nun hakkında çok şey duymuştu. O'nun tarafından yapılacak bir mucizeyi görmeyi umuyordu.
Hirodes de askerleriyle birlikte O’nu aşağılayıp O'nunla alay etti. Hirodes O’na gösterişli bir giysi giydirip Pilatus’a geri gönderdi.
Onlara, “Bu adam halkı yoldan saptırıyor diye bana getirdiniz. İşte, ben de O’nu sizin önünüzde sorguya çektim ve bu adama karşı O'nu suçladığınız şeylerle ilgili hiçbir neden bulmadım.
Hirodes de bir suç bulamamış, çünkü O’nu bize geri gönderdi. O'nun tarafından ölüm cezasını gerektirecek hiçbir şey yapılmamıştır.
Üçüncü kez onlara, “Neden? Bu adam ne kötülük yaptı? Ben O’nda ölüm cezasını gerektiren bir suç bulmadım. Bu nedenle O’nu döveceğim serbest bırakacağım” dedi.
Ama onlar çarmıha gerilmesini isteyerek yüksek sesle ısrar ettiler. Halkın ve başkâhinlerin sesleri üstün geldi.
İsyan ve adam öldürmekten hapse atılan, onların istediği kişiyi salıverdi. Ama Yeşua’yı onların isteğine bıraktı.
Yeşua’yı götürürken, Kireneli Simon adında bir adam kırdan geliyordu. Onu Yeşua’nın çarmıhını taşıması için yakaladılar. Yeşua'nın ardından çarmıhı ona yüklediler.
Halktan büyük bir kalabalık Yeşua’nın ardından gidiyordu. Yas tutan ve O’nun için ağıt yakan kadınlar da bunların arasındaydı.
Yeşua onlara dönerek, “Ey Yeruşalem kızları, benim için ağlamayın, kendiniz ve çocuklarınız için ağlayın.
Çünkü işte, günler gelecek ki, ‘Kısır kadınlara, hiç doğurmamış rahimlere, emzirmemiş memelere ne mutlu!’ diyecekler.
“Kafatası” denilen yere geldiklerinde Yeşua’yı, biri sağında diğeri solunda olmak üzere iki suçluyla birlikte çarmıha gerdiler.
Yeşua, “Baba, onları bağışla, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar” dedi. Kura çekip O’nun giysilerini aralarında paylaştılar.
Halk durmuş izliyordu. Yanlarındaki yöneticiler de O’nunla alay edip, “Başkalarını kurtardı. Eğer gerçekten Tanrı’nın Mesih’i, O'nun seçilmişi ise kendini kurtarsın!” diyorlardı.
Başının üzerinde Grekçe, Latince ve İbranice harflerle yazılmış şu yafta vardı: “YAHUDİLER’İN KRALI BUDUR.”
Çarmıha asılan suçlulardan biri, “Eğer Mesih isen, kendini de bizi de kurtar!” diyerek O’na hakaret etti.
Ama diğer suçlu karşılık verip onu azarladı. “Sen Tanrı'dan korkmuyor musun? Sen de aynı cezayı çekiyorsun.
Biz gerçekten haklı olarak, yaptıklarımızın karşılığını alıyoruz. Ama bu adam hiçbir kötülük yapmadı” dedi.
Yeşua yüksek sesle, “Baba, ruhumu senin ellerine teslim ediyorum!” diye bağırdı. Bunu söyledikten sonra son nefesini verdi.
Yeşua’nın bütün tanıdıkları ve O’nunla birlikte Galile’den gelmiş olan kadınlar uzakta durmuş, bu şeyleri izliyorlardı.
Yosef Kurul’un kararını ve işini kabul etmemişti. Tanrı’nın Krallığı'nı bekleyen bir Yahudi olan Yosef Aramatya Kenti’ndendi.
Cesedi indirip keten bir beze sardı ve O’nu daha önce kimsenin yatırılmadığı, kayaya oyulmuş bir mezara yatırdı.
Galile’den Yeşua’yla birlikte gelen kadınlar peşinden gittiler ve mezarı ve cesedinin nereye yatırıldığını gördüler.