O gidip başkâhinlerle ve tapınak koruyucularının komutanlarıyla Yeşua’yı nasıl onların eline teslim edeceğini konuştu.
Onlara şöyle dedi: “Kente girdiğinizde, testiyle su taşıyan bir adam karşınıza çıkacak. Adamın gireceği eve onun ardından girin.
Evin efendisine şöyle deyin: ‘Öğretmen size, öğrencilerimle birlikte Pesah yemeğini yiyebileceğim misafir odası nerede? diyor.’
“Size şunu söyleyeyim, Tanrı’nın Krallığı'nda tamamlanıncaya dek, ondan bir daha hiçbir şekilde yemeyeceğim.”
Sonra eline ekmek aldı. Şükrettikten sonra böldü ve onlara verip, “Bu sizin için verilen benim bedenimdir. Bunu beni anmak için yapın” dedi.
Aynı şekilde, akşam yemeğinden sonra kâseyi alıp şöyle dedi: “Bu kâse sizin için dökülen kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır.
Gerçi İnsanoğlu, belirlendiği gibi gidiyor. Ama vay o adamın haline ki, kendisi aracılığıyla O'na ihanet ediliyor!”
Yeşua onlara şöyle dedi: “Ulusların kralları onların üzerinde efendilik ederler, üzerlerindeki hüküm sahiplerine iyiliksever denilir.
Ama sizin için böyle olmasın. Aranızda büyük olan, en küçük gibi olsun. Yöneten de hizmet eden gibi olsun.
Kim daha büyük, sofrada oturan mı, hizmet eden mi? Sofrada oturan değil mi? Ama ben sizin aranızda hizmet eden biri gibiyim.
Öyle ki, krallığımda soframda yiyip içesiniz. Tahtlarda oturup İsrael’in on iki oymağını yargılayasınız.”
Efendi şöyle dedi: “Simon, Simon, işte, Şeytan buğday gibi kalburdan geçireyim diye sizin hepinizi istedi.
Yeşua, “Sana şunu söyleyeyim, Petrus, beni tanıdığını üç kez inkâr etmeden, bugün horoz kesinlikle ötmeyecek” dedi.
Onlara, “Ben sizi kesesiz, torbasız ve çarıksız gönderdiğimde, bir eksiğiniz var mıydı?” diye sordu. “Hiçbir şey” dediler.
Sonra onlara, “Ama şimdi para kesesi olan onu alsın, torbası olan da alsın. Olmayan giysisini satıp bir kılıç alsın.
Çünkü size şunu söyleyeyim, yazılmış olan şu sözün bende yerine gelmesi gerekiyor: ‘O, suçlularla bir sayıldı.’ Çünkü benim hakkında olan yerine geliyor.” dedi.
Derin bir acı içinde olduğundan daha hararetle dua etti. Teri yere düşen iri kan damlaları gibi toprağa düşüyordu.
O daha konuşurken bir kalabalık belirdi. Onikiler’den biri, Yahuda onlara öncülük ediyordu. Yahuda öpmek için Yeşua’ya yaklaştı.
Yeşua kendisini yakalamaya gelen başkâhinlere, tapınak görevlileri ve ihtiyarlara şöyle dedi: “Bir hayduta karşıymış gibi kılıç ve sopalarla çıktınız?
Her gün tapınakta sizinleyken, bana karşı elinizi uzatmadınız. Ama bu, sizin saatinizdir ve karanlığın gücüdür.”
Bir hizmetçi kız ateşin ışığında oturan Petrus’u gördü. Onu dikkatlice bakıp, “Bu adam da O’nunla birlikteydi” dedi
Kısa bir süre sonra onu gören başka biri, “Sen de onlardan birisin!” dedi. Ama Petrus, “Değilim, be adam!” dedi.
Yaklaşık bir saat geçtikten sonra, bir başkası emin bir şekilde, “Gerçekten bu adam da O’nunla birlikteydi. Çünkü o bir Galileli!” dedi.
Ama Petrus, “Be adam, neden söz ettiğini bilmiyorum!” dedi. Petrus daha konuşurken hemen horoz öttü.
Efendi dönüp Petrus’a baktı. O zaman Petrus Efendi’nin kendisine, “Horoz ötmeden beni üç kez inkâr edeceksin” dediği sözü hatırladı.
Gündüz olunca, başkâhinler, yazıcılar ve halkın ihtiyarları toplandılar. Yeşua’yı Kurul’un önüne götürüp,