Ve ondan Damaskus havralarına mektuplar istedi; eğer Yol'dan olan erkek veya kadın bulursa, onları bağlı olarak Yeruşalem'e getirebilsin.
Onunla birlikte yolculuk eden adamların dilleri tutulmuş olarak donup kaldılar. Sesi duydular, ama kimseyi görmediler.
Saul yerden kalktı ama gözlerini açtığında kimseyi göremedi. Onu elinden tutup Damaskus’a götürdüler.
Şam’da Hananya adında Mesih’in bir öğrencisi vardı. Efendi ona bir görümde, “Hananya!” diye seslendi. O da, “Ey Efendim, işte ben” dedi.
Efendi ona, “Kalk, Doğru Sokak adındaki sokağa git ve Yahuda’nın evinde Saul adında Tarsuslu birini sor. Çünkü işte, kendisi dua ediyor.
Bir görümde Hananya adında bir adamın yanına geldiğini ve gözleri görsün diye ellerini kendisinin üzerine koyduğunu gördü.”
Ama Hananya şöyle yanıt verdi: “Efendim, bu adamın Yeruşalem’de bulunan kutsallarına ne denli kötülük etmiş olduğunu birçok kişiden duydum.
Efendi ona, ‘‘Yoluna git, çünkü o benim adımı öteki ulusların, kralların ve İsrael'in çocuklarının önünde taşımak üzere seçtiğim kaptır.
Hananya gidip o eve girdi. Saul’un üzerine ellerini koyarak, “Saul kardeş, geldiğin yolda sana görünmüş olan Efendi, görmen ve Kutsal Ruh’la dolman için beni sana gönderdi” dedi.
Hemen gözlerinden balık pulunu andıran bir şey düştü ve gözleri yeniden açıldı. Kalktı ve vaftiz oldu.
Onu işitenlerin hepsi şaştı. “Yeruşalem’de bu adı ananları mahveden adam bu değil mi? Buraya onları tutuklayıp başkâhinlere götürmek için gelmedi mi?” diyorlardı.
Saul ise daha çok güçlendi. Mesih budur diye kanıtlıyor, Şam’da yaşayan Yahudiler’i şaşkına çeviriyordu.
Saul Yeruşalem’e varınca öğrencilerin arasına katılmaya çalıştı. Ama hepsi ondan korkuyor ve onun bir öğrenci olduğuna inanmıyordu.
Barnabas onu alıp elçilere götürdü. Onlara, Saul’un yolda Efendi’yi nasıl gördüğünü ve Efendi’nin onunla konuştuğunu, Damaskus’ta da onun Yeşua’nın adını nasıl cesaretle duyurduğunu bildirdi.
Saul artık onlarla birlikteydi. Yeruşalem’e girip her yerde Efendi Yeşua’nın adını korkusuzca duyuruyordu.
Böylece bütün Yahudiye, Galile ve Samariya’daki kiliseler esenlik içindeydi ve bina oluyordu. Efendi korkusu içinde ve Kutsal Ruh’un tesellisinde yürüyerek çoğalıyordu.
Yafa’da, Tabita adında bir Mesih öğrencisi vardı. Tabita tercümesi ceylan demektir. Bu kadın sürekli iyilik yapıp yoksullara yardım ederdi.
Lidda Yafa’ya yakın olduğu için, öğrenciler Petrus’un orada olduğunu duyunca ona iki kişi gönderip, “Gecikmeden yanımıza gel” diye yalvardılar.
Petrus kalkıp onlarla birlikte gitti. Gelince, onu üst kattaki odaya götürdüler. Bütün dullar gözyaşıyla yanında durup, ona kendileriyle birlikteyken Ceylan’ın yapmış olduğu entari ve üstlükleri gösterdiler.
Petrus hepsini dışarı çıkardı ve diz çöküp dua etti. Sonra cesede dönerek, “Tabita, kalk!” dedi. Kadın gözlerini açtı, Petrus’u görünce doğrulup oturdu.
Petrus elini uzatıp onu ayağa kaldırdı. Kutsalları ve dul kadınları çağırdı ve onu diri olarak onlara teslim etti.