Bahçeme girdim, kız kardeşim, gelinim. Baharatımla mürümü topladım; balımla peteğimi yedim; sütümle şarabımı içtim. Dostlar Yiyin, ey dostlar! İçin, evet, bol bol için, ey sevgililer.
Uyuyordum, ama yüreğim uyanıktı. Kapıyı çalan sevgilimin sesi: “Aç bana, kız kardeşim, aşkım, güvercinim, lekesizim; çünkü başım çiyle dolu, saçlarım da gecenin nemiyle.”
Sevgilime kapıyı açmak için kalktım. Ellerimden mür damladı, parmaklarımdan aktı, sürgü tokmakları üzerine.
Sevgilime açtım; ama sevgilim ayrılıp gitmişti. O konuşurken ben kendimden geçmiştim. Onu aradım, ama bulamadım. Onu çağırdım, ama o yanıt vermedi.
Kentte dolaşan bekçiler beni buldular. Beni dövdüler, beni yaraladılar. Sur bekçileri üzerimden şalımı alıp götürdüler.
Size ant içiriyorum, ey Yeruşalem kızları, eğer sevgilimi bulursanız, ona aşktan bitkin olduğumu söyleyin.
Kadınların en güzeli, senin sevgilin öteki sevgililerden nasıl daha iyidir? Senin sevgilin öteki sevgililerden nasıl daha iyidir ki, bize böyle ant içiriyorsun?
Yanakları güzel kokulu çiçeklik gibidir, güzel kokular yığınlarıyla. Dudakları zambaklar gibidir, mür yağı damlatır.
Bacakları saf altın ayaklıklar üzerine yerleştirilmiş mermer sütunlar gibidir. Görünüşü Lübnan gibidir, sedirler kadar harikadır.