Yeşua onlara benzetmelerle konuşmaya başladı. “Adamın biri bağ dikti, etrafını çitle çevirdi, üzüm sıkmak için çukur kazdı ve bir kule yaptı. Onu çiftçilere kiralayıp başka bir ülkeye gitti.
Adam yine onlara başka bir hizmetkâr gönderdi. Onu da taşladılar, başından yaraladılar, aşağılayıp gönderdiler.
Yine başka birini gönderdi. Onu öldürdüler. Bunun gibi daha birçok kişi gönderdi, bazılarını dövdüler bazılarını öldürdüler.
Ama çiftçiler kendi aralarında, ‘Mirasçı budur’ dediler. ‘Gelin onu öldürelim, miras da bizim olur.’
Yeşua’yı tutmaya çalıştılarsa da kalabalıktan korktular. Çünkü bu benzetmeyi kendilerine karşı söylemiş olduğunu anlamışlardı. O’nu bırakıp gittiler.
Sonra O'nu sözle tuzağa düşürmek amacıyla Ferisiler’den ve Hirodes yanlılarından bazı kişileri O’na gönderdiler.
Onlar geldikleri zaman Yeşua’ya, “Öğretmenimiz, senin dürüst biri olduğunu biliyoruz, kimseyi kayırmadığını, kimsenin arasında ayrım yapmadığını, Tanrı yolunu doğrulukla öğrettiğini biliyoruz. Sezar’a vergi vermek Yasa’ya uygun mu, değil mi? Verelim mi, vermeyelim mi?”
Yeşua onların ikiyüzlülüğün bildiğinden, “Beni neden sınıyorsunuz? Bana bir dinar getirin, göreyim” dedi.
Yeşua onlara, “Sezar’ın şeylerini Sezar’a, Tanrı’nın şeylerini Tanrı’ya verin” diye yanıtladı. Onlar O'na çok hayret ettiler.
“Öğretmenimiz, Moşe bize şöyle yazmıştır: ‘Bir adamın kardeşi ölür, arkasında eşini bırakır, ama çocuk bırakmazsa, kardeşi kadınla evlenip kardeşine soy yetiştirsin.’
Dirilişte, kalktıklarında kadın onlardan hangisinin karısı olacak? Çünkü yedisi de onu kendisine eş olarak aldı.”
Yeşua onlara şu karşılığı verdi: “Yanılmanızın nedeni, Kutsal Yazılar’ı ve Tanrı’nın gücünü bilmemeniz değil mi?
Ölüler ve diriliş hakkında, Moşe’nin Kitabı’nda, yanan çalı konusunda Tanrı’nın, ‘Ben Avraham’ın Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakov’un Tanrısı’yım’ dediğini okumadınız mı?
Bu sorgulamayı dinleyen ve Yeşua’nın onlara iyi yanıt verdiğini bilen bir yazıcı gelip O’na, “Buyrukların en büyüğü hangisidir?” diye sordu.
Tanrın Efendi’ni bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin .’ İlk buyruk budur.
Yazıcı O’na, “İyi söyledin öğretmenim” dedi. “‘Tanrı tektir ve O’ndan başkası yoktur’ demekle doğruyu söyledin.
İnsanın Tanrı’yı bütün yüreğiyle, bütün anlayışıyla, bütün canı ve bütün gücüyle sevmesi, komşusunu da kendisi gibi sevmesi, bütün yakmalık sunulardan ve kurbanlardan daha önemlidir.”
Yeşua onun bilgece yanıt verdiğini görünce, “Sen Tanrı’nın Krallığı'ndan uzak değilsin” dedi. Ondan sonra kimse O’na soru sormaya cesaret edemedi.
Yeşua tapınakta öğretirken şöyle yanıt verdi: “Nasıl oluyor da yazıcılar, Mesih’in David’in oğlu olduğunu söylüyorlar?
Çünkü David’in kendisi Kutsal Ruh’ta şöyle demişti: ‘Efendi Efendim’e dedi ki, düşmanlarını ayaklarının altına basamak yapıncaya dek, sağımda otur.’
Öyleyse David’in kendisi O’na Efendi diye sesleniyorsa, O nasıl David’in Oğlu olabilir?” Oradaki sıradan halk O'nu sevinçle dinliyordu.
Yeşua öğretirken şunları söyledi: “Uzun kaftanlar içinde gezmekten, çarşı meydanlarında selamlanmaktan,
Dulların evlerini yutan, gösteriş için uzun uzun dua eden bunlar daha büyük mahkumiyete uğrayacaklar.”
Yeşua tapınaktaki hazine karşısında oturmuş, halkın hazineye nasıl para attığına bakıyordu. Zengin olan birçok kişi çok attılar.
Yeşua öğrencilerini yanına çağırıp, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Bu yoksul dul kadın hazineye veren herkesten çok para verdi.