Yeşua oradan kalkıp Yahudiye sınırlarına ve Yarden'in ötesine geldi. Kalabalıklar yine çevresinde toplanmıştı ve her zaman olduğu gibi yine onlara öğretiyordu.
Ferisiler yanına gelip O’nu sınamak için, “Bir erkeğin, karısını boşaması Yasa’ya uygun mudur?” diye sordular.
Onlara dokunsun diye kendisine küçük çocuklar getiriyorlardı, ama öğrencileri çocukları getirenleri azarladılar.
Ama Yeşua bunu görünce öfkelendi. Onlara, “Bırakın çocuklar bana gelsin!” dedi. “Onlara engel olmayın! Çünkü Tanrı’nın Krallığı böylelerine aittir.
Size doğrusunu söyleyeyim, kim Tanrı’nın Krallığı'nı bir çocuk gibi kabul etmezse, ona hiçbir şekilde giremeyecektir.”
Yeşua yola çıkarken biri koşup O’nun önünde diz çöktü ve “İyi Öğretmen, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?” diye sordu.
Buyrukları biliyorsun: ‘Öldürmeyeceksin’, ‘Zina etmeyeceksin’, ‘Çalmayacaksın’, ‘Yalan yere tanıklık etmeyeceksin’, ‘Kimsenin hakkını yemeyeceksin’, ‘Babana ve annene saygı göstereceksin.’”
Yeşua ona sevgiyle bakarak, “Bir eksiğin var” dedi. “Git, neyin varsa sat, yoksullara dağıt; ve cennette hazinen olacaktır. Sonra da çarmıhını yüklenip ardımdan gel.”
Ancak bu söz üzerine adamın yüzü asıldı, kederli bir biçimde oradan uzaklaştı. Çünkü çok varlıklıydı.
Yeşua etrafına baktı ve öğrencilerine, “Zengin olanların Tanrı Krallığı'na girmesi ne kadar zor olacak!” dedi.
Öğrenciler O’nun bu sözlerine şaşırdılar. Ama Yeşua yine, “Çocuklar, zenginliğe güvenenlerin Tanrı Krallığı'na girmesi ne kadar güçtür!
Yeşua onlara bakarak, “İnsanlar için bu olanaksızdır, ama Tanrı için değil, çünkü Tanrı için her şey mümkündür” dedi.
Yeşua, “Size doğrusunu söyleyeyim, benim ve Müjde’nin uğruna evini, erkek kardeşlerini, kız kardeşlerini, babasını, annesini, karısını, çocuklarını ya da toprağını bırakıp da
şimdi, bu zamanda çekeceği sıkıntılarla birlikte yüz kat daha fazla eve, erkek kardeşe, kız kardeşe, anneye, çocuğa, toprağa ve gelecek çağda sonsuz yaşama kavuşmayacak hiç kimse yoktur.
Yeruşalem’e çıkan yoldaydılar. Yeşua önlerinden gidiyordu. Öğrenciler şaşkınlık içindeydi, ardından gelenler korkuyordu. Yeşua Onikiler’i yine bir kenara çekip başına gelecek şeyleri onlara anlatmaya başladı:
“İşte, Yeruşalem’e çıkıyoruz. İnsanoğlu başkâhinlere ve yazıcılara teslim edilecek. O’nu ölüme mahkûm edecekler ve öteki ulusların eline teslim edecekler.
O’nunla alay edecekler, üzerine tükürecekler, O’nu kırbaçlayıp öldürecekler. Üçüncü gün dirilecek” dedi.
Zebedi’nin oğulları Yakov’la Yuhanna O’na yaklaşıp, “Öğretmenimiz, senden her ne dilersek bizim için yapmanı istiyoruz” dediler.
Yeşua onlara, “Siz ne istediğinizi bilmiyorsunuz. Benim içtiğim kâseden içebilir ve benim vaftiz olacağım vaftizle siz vaftiz olabilir misiniz?” dedi.
O’na, “Olabiliriz” dediler. Yeşua onlara, “Gerçekten benim içtiğim kâseden siz de içeceksiniz, benim olacağım vaftizle siz de vaftiz olacaksınız.
Ama sağımda ve solumda oturmanıza izin vermek benim elimde değildir, ancak kimler için hazırlanmışsa, onlar içindir.”
Yeşua onları çağırıp şöyle dedi: “Biliyorsunuz ki, ulusların önderleri sayılanlar, onlara egemen olurlar, onların büyükleri üzerlerinde ağırlıklarını hissettirirler.
Çünkü İnsanoğlu da hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve yaşamını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.”
Yeriha kentine geldiler. Yeşua, öğrencileri ve büyük bir kalabalıkla Yeriha’dan çıkarken, Timay oğlu Bartimay adlı kör bir dilenci yol kenarında oturuyordu.
Birçok kişi onu azarlayarak susturmaya çalıştıysa da o, “Ey David Oğlu, halime acı!” diye daha çok bağırdı.
Yeşua ona, “Senin için ne yapmamı istiyorsun?” diye sordu. Kör adam O’na, “Rabbuni, yeniden göreyim” dedi.