“Çünkü Göğün Krallığı, sabah erkenden bağında çalışacak işçiler tutmak için dışarı çıkan ev sahibi bir adama benzer.
Yaklaşık onbirinci vakitte çıktı ve boş duran başkalarını buldu. Onlara, ‘Neden bütün gün burada boş duruyorsunuz?’ dedi.”
“O’na, ‘Çünkü bizi kimse işe almadı’ dediler.” “Onlara, ‘Siz de bağa gidin, hakkınız neyse alacaksınız’ dedi.”
“Akşam olunca, bağın efendisi kâhyasına, ‘İşçileri çağır ve sonunculardan başlayarak birincilere doğru ücretlerini öde’ dedi.
‘Bu sonuncular bir saat çalıştı’ dediler. ‘Onları günün sıcağını ve yükünü taşıyan bizlerle bir tuttun!’”
“Adam onlardan birine şöyle yanıt verdi, ‘Arkadaş, sana haksızlık etmiyorum. Benimle sen bir dinara anlaşmadın mı?
Böylece, sonuncular birinciler, birinciler de sonuncular olacak. Çünkü çağırılanlar çoktur, ama seçilenler azdır.”
“İşte, Yeruşalem’e çıkıyoruz ve İnsanoğlu başkâhinler ve yazıcılara teslim edilecek. Onlar O’nu ölüme mahkûm edecekler.
Ve O’nunla alay etmeleri, kamçılayıp çarmıha germeleri için O’nu öteki ulusların eline teslim edecekler. Ama üçüncü gün O dirilecektir.”
O sırada Zebedi oğullarının annesi, oğullarıyla birlikte O’nun yanına geldi. Önünde diz çöküp O'ndan bir şey diledi.
Yeşua ona, “Ne istiyorsun?” dedi. O’na, “Buyruk ver ki, bu iki oğlum, senin krallığında biri sağında, diğeri solunda otursun” dedi.
Ama Yeşua “Siz ne dilediğinizi bilmiyorsunuz. Benim içmek üzere olduğum kâseden içebilir misiniz, benim edilmek üzre olduğum vaftizle vaftiz edilebilir misiniz?” dedi. O'na, “Yapabiliriz” dediler.
Yeşua onlara, “Tabii ki benim kâsemden içeceksiniz ve benim edildiğim vaftizle vaftiz edileceksiniz; ama sağımda ve solumda oturmayı vermek benim elimde değil, ancak Babam tarafından hazırlanmış olanlar içindir.” dedi.
Ama Yeşua onları yanına çağırıp şöyle dedi: “Biliyorsunuz ki, ulusların önderleri onlara efendi kesilir, büyükleri de üzerlerinde yetkilerin kullanırlar.
Nitekim İnsanoğlu hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve yaşamını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.”
İşte, yol kenarında oturan iki kör, Yeşua’nın geçtiğini duyunca, “Efendimiz, ey David Oğlu bize merhamet et!” diye bağırdılar.
Kalabalık, susmaları için onları azarladıysa da onlar, “Efendimiz, ey David Oğlu, bize merhamet et!” diye daha da çok bağırdılar.