Yeşua birinciden sonraki ikinci Şabat'da buğday tarlalarından geçiyordu. Öğrencileri başakları koparıyor, avuçlarında ufalayıp yiyorlardı.
Tanrı’nın evine girdi, yalnızca kâhinler dışında yemesi yasak olan sergi ekmeklerini alıp yedi ve yanındakilere de verdi.”
Yeşua’yı suçlu çıkaracak bir neden bulabilmek için yazıcılarla Ferisiler, Şabat'da iyileştirip iyileştirmeyeceğini görmek için O'nu gözlüyorlardı.
Ne var ki, Yeşua onların düşüncelerini biliyordu. Eli sakat adama, “Kalk, orta yerde dur” dedi. O da kalkıp durdu.
Sonra Yeşua onlara, “Söyleyin” dedi. “Size bir şey soracağım, Yasa’ya göre Şabat'da iyilik yapmak mı, yoksa kötülük yapmak mı doğrudur? Hayat kurtarmak mı yoksa öldürmek mi?”
Etrafındakilerin hepsine baktıktan sonra adama, “Elini uzat” dedi. Adam elini uzattı ve öteki gibi eli eski haline döndü.
Gündüz olunca öğrencilerini yanına çağırdı, içlerinden on ikisini seçti. Onlara elçiler adını verdi.
Yeşua onlarla birlikte aşağıya inip düzlük bir yerde durdu. Öğrencilerinden oluşan bir kalabalık ve bütün Yahudiye ve Yeruşalem’den ve Sur ve Sayda kıyılarından O’nu dinlemeye ve hastalıklarından iyileştirilmeye gelen çok sayıda insan da oradaydı.
Kalabalıktaki herkes O’na dokunmaya çalışıyordu. Çünkü O’ndan çıkan bir güç herkesi iyileştiriyordu.
Yeşua gözlerini öğrencilerine kaldırdı ve şöyle söyledi: “Ne mutlu yoksul olanlara, çünkü Tanrı’nın Krallığı sizindir.
İnsanoğlu uğruna, insanlar sizden nefret ettikleri, dışlayıp aşağıladıkları, ve adınızı kötüledikleri zaman ne mutlu size.
O gün sevinin ve coşkuyla sıçrayın, çünkü işte, gökteki ödülünüz büyüktür. Onların da ataları peygamberlere aynı şeyi yaptılar.
Vay halinize, ey şimdi tok olanlar, çünkü aç kalacaksınız. Vay halinize, şimdi gülenler, çünkü yas tutup ağlayacaksınız.
İnsanlar sizin hakkınızda iyi konuştukları zaman vay halinize, çünkü onların ataları da sahte peygamberlere aynı şeyi yaptılar.”
“Ama siz beni dinleyenlere şunu söylüyorum: Düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın.
Eğer sizi sevenleri severseniz, bu size ne kazandırır? Çünkü günahkârlar bile kendilerini sevenleri severler.
Eğer size iyilik edenlere iyilik ederseniz, bu size ne kazandırır ? Çünkü günahkârlar bile aynısını yapar.
Eğer geri almayı umduğunuz kişilere ödünç verirseniz, bu size ne kazandırır? Günahkârlar bile geri almayı umarak günahkârlara ödünç verirler.
Ama siz düşmanlarınızı sevin, iyilik yapın ve ödünç verin, hiçbir şey beklemeden; ödülünüz büyük olacak ve En Yüce Olan’ın çocukları olacaksınız; çünkü O nankörlere ve kötülere karşı şefkatlidir.
“Yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız. Suçlamayın ki, siz de suçlanmayasınız. Serbest bırakın ki, siz de serbest bırakılasınız.
Verin, size de verilecektir. İyice bastırılmış, silkelenmiş ve taşkın, dolu bir ölçekle size verilecektir. Çünkü hangi ölçüyle ölçerseniz, o ölçekle size ölçülecektir.”
Öğrenci öğretmeninden üstün değildir, ancak eğitimini tamamlayan her öğrenci öğretmeni gibi olacaktır.
Ya da kendi gözündeki direği kendin görmezken, kardeşine nasıl olur da, ‘Kardeş, izin ver gözündeki çöpü çıkarayım’ dersin? Ey ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki direği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görebilirsin.
Her ağaç kendi meyvesinden tanınır. Çünkü dikenli bitkilerden incir toplamazlar, çalıdan da üzüm toplamazlar.
İyi insan yüreğindeki iyi hazinesinden iyilik, kötü insan yüreğindeki kötü hazinesinden kötülük çıkarır. Çünkü yürekten taşanı ağzı söyler.”
O kişi, ev yaparken toprağı derin kazıp, temelini kaya üzerine atan adama benzer. Sel gelince kabaran ırmak o eve saldırdı ama onu sarsamadı. Çünkü ev kaya üzerinde kurulmuştu.