Kırk gün boyunca İblis tarafından denendi. O günlerde hiçbir şey yemedi. Sonra onlar tamamlanınca, acıktı.
Yeşua ona karşılık verip şöyle dedi, “‘İnsan yalnız ekmekle yaşamaz, ama Tanrı’nın her sözüyle yaşar’ diye yazılmıştır”
O’na, “Bütün bunların yönetimini ve onların görkemini sana vereceğim” dedi. “Çünkü bunlar bana teslim edildi ve ben dilediğime veririm.
Yeşua ona şu karşılığı verdi: “Çekil önümden Şeytan! Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Tanrın Efendi’ye tapacak ve yalnız O’na hizmet edeceksin.’”
İblis O’nu Yeruşalem’e götürüp tapınağın tepesine çıkardı. O’na şöyle dedi: “Eğer Tanrı’nın Oğlu’ysan, kendini buradan aşağı at.
Yeşua büyüdüğü Nasıra kentine geldi. Şabat Günü her zaman olduğu gibi havraya gitti. Kutsal Yazılar’ı okumak üzere ayağa kalktı.
“Efendi’nin Ruhu üzerimdedir. Çünkü O, yoksullara Müjde’yi duyurmak için beni meshetti. Kırık yüreklileri iyileştirmek, tutsakların salıverileceklerini, körlerin gözlerinin açılacağını duyurmak için, ezilenleri kurtarmak,
Herkes O’nun hakkında tanıklık etti ve ağzından çıkan lütufkâr sözlere şaştı. Kendi aralarında, “Yosef’in oğlu değil mi bu?” diyorlardı.
Onlara şöyle dedi: “Şüphesiz bana şu özdeyişi diyeceksiniz: ‘Ey hekim, kendini iyileştir! Kafernahum’da yapıldığını duyduğumuz şeyleri, burada kendi memleketinde de yap.’”
Yeşua şöyle devam etti: “Size doğrusunu söyleyeyim, hiçbir peygamber kendi memleketinde kabul görmez.
Ama size doğrusunu söyleyeyim, Eliya'nın günlerinde İsrael'de bir çok dul kadın vardı; göğün üç yıl altı ay kapandığı ve bütün ülkede büyük kıtlık olduğu zaman,
Eliya bunlardan hiçbirine gönderilmedi. Yalnız Sayda bölgesinin Sarefat Kenti’nde bulunan bir dul kadına gönderildi.
Peygamber Elişa’nın zamanında İsrael’de pek çok cüzamlı vardı. Ama yalnız Suriyeli Naaman dışında bunlardan hiçbiri iyileştirilmedi.”
Ayağa kalkıp O’nu kentten dışarı çıkardılar. O’nu uçurumdan aşağı atmak için kentin kurulduğu tepenin yamacına götürdüler.
Yüksek sesle, “Ey Nasıralı Yeşua! Seninle ne işimiz var? Bizi yok etmek için mi geldin? Senin kim olduğunu biliyorum, Tanrı’nın Kutsalı’sın!” diye bağırdı.
Yeşua, “Sessiz ol, ondan çık!” diyerek onu azarladı. İblis adamı onların ortasında yere vurup, ona hiçbir zarar vermeden içinden çıktı.
Herkesin üzerine bir şaşkınlık geldi. Birbirlerine, “Bu nasıl söz? Güç ve yetkiyle kirli ruhlara buyruk veriyor, onlar da çıkıyor!” diyorlardı.
Yeşua havradan çıkıp Simon’un evine gitti. Simon’un kayınvalidesi yüksek ateş içinde hastaydı. Ona yardım etmesi için kendisine yalvardılar.
Yeşua kadının başucunda durup ateşi azarladı, ateş de kadını terk etti. Kadın hemen ayağa kalkıp onlara hizmet etti.
Güneş batarken, çeşitli hastalıklara yakalanmış olanların hepsini O’na getirdiler. Yeşua ellerini onların her birinin üzerine koydu ve onları iyileştirdi.
İblisler de, “Sen Tanrı’nın Oğlu Mesih'sin!” diyerek çığlık atarak birçoklarının içinden çıkıyordu. Ama Yeşua onları azarlayarak konuşmalarına izin vermiyordu. Çünkü O’nun Mesih olduğunu biliyorlardı.
Gün ağarınca Yeşua oradan ayrılıp ıssız bir yere çekildi. Kalabalıklar O’nu arıyordu. O’na geldiklerinde yanlarından ayrılmasın diye O’nu tutmak istediler.
Yeşua onlara, “Tanrı’nın Krallığı'yla ilgili Müjde’yi başka kentlerde de duyurmam gerek. Bu nedenle gönderildim’’ dedi.