Bu şeylerden sonra Efendi başka yetmiş kişi daha görevlendirdi. Onları ikişer ikişer, kendisinin gitmek üzere olduğu her kente ve yere kendi önünden gönderdi.
O zaman onlara, “Gerçekten ürün bol, ama işçi az. Bu nedenle, hasatın sahibi Efendi’ye dua edin de hasadı kaldıracak işçiler göndersin” dedi.
Aynı evde kalın, size ne verirlerse onu yiyip için. Çünkü işçi ücretine layıktır. Evden eve dolaşmayın.
‘Şunu bilin ki, Tanrı’nın Krallığı size yaklaştı. Kentinizin ayaklarımıza yapışan tozunu bile size karşı silkiyoruz.’
“Vay haline, ey Horazin! Vay haline, ey Beytsayda! Çünkü sizde yapılan büyük işler Sur ve Sayda’da yapılmış olsaydı, çoktan çul kuşanıp kül içinde oturmuş, tövbe etmiş olurlardı.
Kim sizi dinlerse beni dinlemiş olur, kim sizi reddederse beni reddetmiş olur. Kim beni reddederse de beni göndereni reddetmiş olur.”
İşte, size yılanları ve akrepleri ve düşmanın tüm gücünü ayak altında ezmek için yetki verdim. Hiçbir şey size, hiçbir şekilde zarar vermeyecek.
Bununla birlikte, ruhların size boyun eğmesine sevinmeyin, adlarınızın gökte yazılmış olmasına sevinin.”
O saatte Yeşua Kutsal Ruh’ta coşarak şöyle dedi: “Baba, göğün ve yerin Efendisi! Bunları bilge ve akıllı kişilerden saklayıp küçük çocuklara açtığın için sana şükrediyorum. Evet Baba, sana hoş gelen buydu.”
Öğrencilerine dönüp, “Bana her şey Babam tarafından teslim edildi. Oğul’un kim olduğunu Baba’dan başka kimse bilemez. Baba’nın kim olduğunu da Oğul’dan ve Oğul’un O’nu açığa vurmak istediği kişilerden başkası bilemez” dedi.
Size şunu söyleyeyim, çok peygamberler, krallar sizin gördüklerinizi görmek istediler, ama görmediler. Sizin duyduklarınızı duymak istediler, ama duymadılar” dedi.
Bir Kutsal Yasa uzmanı Yeşua’yı sınamak amacıyla, “Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?” dedi.
Kutsal Yasa uzmanı şöyle yanıt verdi: “Tanrın Efendi’ni bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün gücünle ve bütün aklınla seveceksin ve komşunu kendin gibi seveceksin.”
Yeşua şöyle yanıt verdi: “Bir adam Yeruşalem’den Yeriha’ya iniyordu. Haydutların arasına düştü. Adamı soyup dövdüler, yarı ölü bırakıp gittiler.
Adamın yanına geldi, yaralarını sardı, yağ ve şarap döktü. Onu kendi hayvanına bindirdi, bir hana götürdü ve onunla ilgilendi.
Ertesi gün ayrılırken iki dinar çıkarıp hancıya verdi. ‘Ona iyi bak’ dedi. ‘Bundan fazla ne harcarsan, döndüğümde sana geri öderim.’
Marta’nın Mariyam adında bir kız kardeşi vardı. Mariyam Efendi’nin ayaklarının dibine oturmuş O’nun sözünü dinliyordu.
Marta ise işlerin çokluğundan ötürü dalgındı. Yeşua’nın yanına gelip, “Efendimiz, kız kardeşimin beni hizmette yalnız bırakmasını umursamıyor musun? Söyle de bana yardım etsin” dedi.